Dikkat Bekçi Var

 

     Bir üniversitede öğrenciydi ve birçok şansızlıklara rağmen kendisini, kafasına göre bir kız arkadaşı olduğu için şanslı sayıyordu. Bir akşam kız arkadaşıyla Kızılay’da buluştu, parasızlıktan dolayı birlikte oldukları süreyi sokaklar ve parklarda geçirmek zorundaydılar. Yürümeye başladılar ve Kuğulu parka geldiklerinde biraz mola verdiler.

 

Kuğulu park ve çevresi kendisini şanslı hissettiği yerlerden birisiydi, neden mi? o da gençti ve bu çevre ağırlıklı olarak genç insanların yoğun olduğu bir çevreydi. O gençlerden farkını biliyordu ve bunu görmek her zaman hoşuna gitmişti.

 

Kuğulu parkta bir süre dinlendikten sonra, seğmenler parkına doğru yola çıktılar, adam yaşamanın ne kadar güzel olduğunu düşünüyordu içerisinde bir yerlerde. Bir süre seğmenler parkındaki havuz başında muhabbet ettikten sonra, çok sevdikleri o küçük parka doğru ilerlediler. O arada seğmenler açık anfi tiyatronun tuvaletini ziyaret etme gereği duydular, yol çok uzundu ve ihtiyaç molası kaçınılmazdı. Arkadaşı artık dönmeleri gerektiğini söylüyordu, ama parken en güzel saatleri bu anlardı. Adam ikna yeteneğini kullanarak dönüş saatini sürekli erteliyordu. Parka girdiler ince beton yolda biraz ilerledikten sonra, taşların üzerindeki yerlerini aldıklarında bütün Ankara ayaklarının altındaydı, yanıp sönüyormuş gibi görünen binlerce ışık tanesi, sanki dans ediyor gibiydiler. O arada birbirlerine olan özlemlerini fark ettiler, bu da  fiziksel bir yaklaşım doğurdu ve sarıldılar.Her şey o kadar güzeldi ki, "öylece orada sabaha kadar oturmak için neler vermezdim" diye düşündü adam.

 Arkalarından bir ses duydular,bir çıtırtıydı bu ve Ankara' nın parkları o sıralarda röntgencilerden geçilmiyordu. adam hışımla kalktı ve arkaya doğru yürüdü ve gördüğüne inanamadı. İzleyen bir bekçiydi onları. Yakalanmak da görevin başladığı an olsa gerekti, bu bekçi "murtaza" ya hiç benzemiyordu, giydiği kahverengi üniforma dışında.. Hem görevliydi ve hem de röntgenci. Kimliklerini istedi.

 

B- Kimliklerinizi verir misiniz?

 A - Neden istiyorsunuz?

B- Kimlik sormak yasak mı?

  A - Ha, ben almak istiyorsunuz sanmıştım.

Hava karanlık olduğu için bekçi isimlerini okumakta güçlük çekiyordu;

 A  - Çakmak yakayım mı?

B- Evet, iyi olur, öğrenci misiniz?

 A - Evet, Gazi Üniversitesinde.

B- Nerelisiniz?

  A - Ankara’ lı

B- Yerlisi misiniz?

 A  - Hayır, Kırıkkale’ li

B- Sen nerelisin kızım?

 K  - Ankara’ lı

B- Neresindensin?

 K - Ulus

Kız arkadaşı yalan söylüyordu. Bur durum olursa, yurtla sorun çıkardı.

B-Yerlisi misiniz?

K-Hayır

B-Siz nesiniz böyle?

A-Arkadaşız

B- Bu kuytu köşede, böyle arkadaşlık olur mu? Gecenin bu saatinde (7.30) aydınlık yerlerde oturmak varken neden buradasınız?

 A- Neden, burada oturmak sakıncalı mı?

B- Sakıncalı insanlar böyle kuytu yerlere çekilirler.

B- Gelin bakalım benimle

            Bekçi ile birlikte, çimlere basa basa seğmenler parkındaki açık hava tiyatrosundaki, anladıkları kadarıyla soyunma odalarının salonu olarak yapılmış olan geniş bir odaya geldiler. Biraz sonra ne koyu bir milliyetçi olduğunu anlayacakları bekçi, yerde duran elektrik ocağının fişini taktı ve oturmalarını söyledi.

B- Birbirinizi seviyor musunuz?

 Adamın içinde söylemek istedikleri sürekli birikiyor ve kendini zor tutuyordu.

A-Evet

B- Bakın buradan geçtiniz, ne güzel aydınlık ve ferahtı buraya oturmadınız, yukarı çıktınız, sonra sen (yani erkek) tuvalete girdin, sonra çıktınız o dereye girdiniz.

            Dere dediği yer,  Ankara’nın en güzel, en sakin ve oldukça geniş bir manzarası olan, muhteşem seyirlik  bir yerdi. Bekçi amcanın 6. hissi çok kuvvetli olsa gerek ki onların oraya gideceğini anlamış ve takip etmişti.

B- Ne biçim gençlersiniz siz, bu millet hep sizin yüzünüzden bu hale geldi.

 A - Şey biz.

B- Evlenmek istiyor musunuz? Ailenizin haberi var mı?

 A - Benimkilerin var kız arkadaşımınkilerin yok.

B- Ya bu işler böyle mi olur. Ailenize söylersiniz, otururlar konuşurlar, evlenirsiniz.

 A - Biz öğrenciyiz, nasıl geçineceğimizi de söyleyin bari.

B- Canım, nişan falan yaparsınız, okul bitince evlenirsiniz.

 A - Sağol

 

O sırada kapıdan bir başka görevli girdi, çaydanlık kaynadığı halde elektrik ocağı yanmaya devam ediyordu. Neyse vatan sağolsun. Bekçi amca yeni gelen görevliye,

  B- Şuradan ekibi çağır, bunları alsın götürsün.

  DB- Boşver, benim için affet onları

  B -Olur mu, bunları affedersen gene yaparlar, her şey bunların başının altından çıkıyor. Pahalılık bile bunların yüzünden.

Parkta oturmanın vatan hainliği olduğunu bu arada çok iyi anlamışlardı.

Daha sonra bekçi tarafından bireysel sorgulama başladı.

B- Sen gel bakalım.

 A - Sen otur canım.

            Arkadaki sahneye çıktılar.

B- Bak aslanım ben dürüstlüğü, doğruluğu severim, bana niyetini söyle o kızı ihfal mi edecektin?

A- İhfal etmek için daha uygun yerler vardır.

B- O kızı seviyor musun? Evlenecek misiniz?

 A - Sanırım.

B- Baban ne iş yapıyor?

A - Emekli öğretmen.

 

         Bir sürü ahiretlik sorulardan sonra tekrar içeri girdik. Bekçi amca bu olayı karakola aksettireceğini ancak okula duyurmayarak bizi okuldan atılmaktan kurtaracağını söyleyerek büyük bir lütufta bulundu. O arada bize bir sıkıyönetim duyurusu okuttu. Duyurunun içeriği park ve bahçelerin içki alemler, uyuşturucu madde kullananlar, fuhuş yapanlar tarafından faydalanılamazı anlatıyordu.Yasaklarda öncede park ve bahçeler için bu lüzumun nasıl ortaya çıktığına ilişkin geniş bir açıklama vardı.Yasaklara uymayan insanlar hakkında kanuni işlemler yapılacağını söylüyordu.

Yeniden diğer görevliye ekip çağırması hakkında uyarıda bulundu. Fakat o görevli pek oralı olmuyordu.

            Daha sonra sahneye,adamın kız arkadaşını çağırdı, o sırada elektrik ocağı hala yanıyordu. Adam kız arkadaşını göndermek istemedi önce,ancak bunun resmi bir sorgulama olduğuyla yüzleşti. Neler konuştu bilmiyordu adam, ama artık sinirinden fıttırmak üzereydi, o sırada sobanın üzerinde duran yanmış kömür parçaları toz haline gelmişti. Diğer görevli ile adam,bekçi hakkında kısaca konuştular ve kesinlikle aynı düşündüklerini anladılar.

            Bir süre sonra adamın kız arkadaşı  kapıdan içeriye girdi, Bekçi diğer görevliye dönerek,

B- Ekip çağır şunları muayeneye gönderelim.

    Görevli,

 DB - Bırak gitsinler, bir daha gelmezler.

            Bu sözlerden sonra bekçi ile görevli parka gelip gelmeme konusunda tartıştılar.

            Sonra bekçi adamı yeniden dışarı çağırdı, artık bıçak kemiğe dayanmıştı. Bir ters harekette patlatacaktı yumruğu suratına, sinirden tir tir titriyordu, sonuçlar hiç önemli değildi.

            Adam çıktı dışarıya.

B- Bak oğlum aslan gibisin, yakışıklısın, boyun posun iyi, bu kızdan aile olmaz, sana yaramaz bu.

     Ne diyeceğini, ne yapacağını bilmiyordu adam, "şeytan diyor ki...................."

B- Hadi şimdi gidin.

 B -Sağol.

            Dışarı çıktılar, kız arkadaşının  elimi tuttu adam, en kısa yoldan parkı terk ettiler.

            Günün en acı yanı, tanıdığı günden beri gülen arkadaşının ağlıyor olmasıydı.

            Günler sonra kadın, Bekçinin kendisine elle sarkıntılık ettiğini söylemişti.

             Adam bir tek şey söyleyebildi.

             "Neden bağırmadın?"

            Ne yapardı bilmiyordu, ana sonunun onun ve arkadaşı için hiç de iyi olmayacağı kesindi.

           

            Sıkı yönetimin genelgesinin anlamını merak ediyordu ve toplumuna olan nefreti, güvencesi olan bekçi ile iyice artmıştı.

     

                                                    06.04.1985  ege altun

              Ankaralı gençlere duyurulur. Güzel bir akşam üstü, sevdiğiniz kızı yanınıza alıp, hani şu seğmenler ve onun üst tarafındaki küçük bir park var ya, oraya gitmek gibi tarihsel bir hata yapmayın. Gitseniz de mutlaka aranızda bir metre mesafe olsun.

 

 

 öyküler